Uygulamalı Bilimler YüksekokuluBasım Teknolojileri

Basım Teknolojileri

Aralık 2015

Editörden

Merhaba arkadaşlar. ..

Uzun süredir sizinle birlikte olamadık ve şimdi sizinle tekrar buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Yaklaşık 4 yıl önce bir önceki sayımızda sizlere Teknik Eğitim Fakültesi Matbaa Eğitimi Bölümünden seslenmiştik ancak bugün çok farklı bir yerden Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Basım Teknolojileri Bölümünden sesleniyoruz.

Bu 4 yılda neler değişti? Aslında fiziki şartlarımız hariç birçok şey değişti, akademisyenlerimizin ünvanlarından tutun da laboratuvarlarımıza kadar neredeyse her şey, biliyoruz ki bu değişim bölümümüzü daha ilerilere taşıyacak ve adımızın hem akademik camiada hem de basım endüstrisinde daha fazla duyulmasını sağlayacaktır.

Daha çok taze bir fidan olan bölümümüzü siz öğrencilerimizle birlikte uzun yıllar boyunca başarıdan başarıya koşarak bilge bir çınar haline getirmeyi diliyor ve siz öğrencilerimize tekrar hoş geldiniz diyoruz.

Dr. Doğan Tutak

 

1. Uluslararası Basım Teknolojileri Sempozyumu  Gerçekleştirildi

Marmara Üniversitesi, Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Basım Teknolojileri Bölümü tarafından düzenlenen  I. Uluslararası Basım Teknolojileri Sempozyumu, 8-10 Ekim 2015’te zengin tarih ve eşsiz güzelliğe sahip olan İstanbul’da Marmara Üniversitesinin Sultanahmet semtindeki tarihi binasında bilimsel bir program çerçevesinde yapıldı.

Marmara Üniversitesi, Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Basım Teknolojileri Bölümü tarafından düzenlenen  I. Uluslararası Basım Teknolojileri Sempozyumu, 8-10 Ekim 2015 tarihinde zengin tarih ve eşsiz güzelliğe sahip olan İstanbul’da Marmara Üniversitesinin Sultanahmet semtindeki tarihi binasında bilimsel bir program çerçevesinde yapıldı.

Basım sanayinin yakın geçmişine bakıldığında, basım işletmelerinin teknolojik yapısının, işleyişinin, işletilmesinin ne kadar değiştiği, çok rahat görülmektedir. Devam eden bu değişim sürecinin bilime dayalı yaklaşımlarla belli bir düzen içinde planlı ve kontrollü seyretmesi sektörün refah içinde başarılı olmasını sağlayacaktır. Sempozyumun ana amacı bu değişim süreci içinde mesleki eğitim kurumları, akademisyenler, öğretmenler, öğrenciler, basım sektörü, destek veren diğer sanayi dalları, konuyla ilgili yetkin kamu kuruluşları ve sektörel sivil toplum kuruluşları mensuplarını bir araya getirerek mesleki eğitimin ve sektörün başarılı geleceği ve sürekliliğinin sağlanması için beyin fırtınası ortamı sağlamak, raporlamak ve gereğinin yapılması için çaba sarf etmektir.

Türkiye’de lisans düzeyindeki matbaacılık eğitimi 1976’da İstanbul Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’nda başlamış olup, 1982’den itibaren de Marmara Üniversitesi çatısı altında devam etmektedir. Ülkemizde lisans düzeyinde, Basım Teknolojileri alanında eğitim veren ilk ve tek eğitim kurumu olarak, bu sempozyumun düzenlenmesi akademik bir sorumluluk olarak görülmüştür. 

Basım teknolojileri konusu gerek bilimsel gerek endüstriyel alanda sürekli yenileşme gösterdiği gibi, diğer sanayi dallarının da gelişmesi basım endüstrisinin farklı alanlara yönlenerek genişlemesine ve gelişmesine yol açmaktadır. 1. Uluslararası Basım Teknolojileri Sempozyumunda basım ve medya endüstrisinin 21. yy. da nereye ve nasıl yol aldığı belirlenmeğe çalışıldı. Baskı ve basım terimi önceden çok klasik bir şekilde “görüntünün kağıt üzerine aktarılması” olarak algılanmaktaydı.  Fakat günümüzdeki teknolojik gelişmeler ile görüntü aktarma ve baskı altı malzeme çeşitliliğinde ciddi değişimler gözlenmektedir. Bu yüzden günümüzde hem kağıt hem de diğer baskı yüzeylerinin üzerine, yüzey kaplaması, çok katmanlı yüzey çalışmaları gibi etkin ve endüstriyel ölçekte teknolojiler, gelişmeler ve yöntemler hem araştırmacıların hem de sektörün dikkatini çekmektedir.

Yukarıdaki nedenlerden dolayı yeni teknolojilere adapte olma ve odaklanma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Son yıllarda sürdürülebilir teknolojiler ve çevreye duyarlı ürünlerin geliştirilmesi büyük önem kazanmıştır. Basım teknolojilerinde kullanılan hibrid sistemler, ekolojik ve e-mürekkepler, çevreye duyarlı baskı altı malzemeleri, baskılı elektronik materyaller, dijital baskı yöntemleri, basılı ambalaj ve etiket teknolojileri, değişken baskılar bu gelişmelere bağlı olarak meydana çıkmış yeni ürün ve yaklaşımlara örnektir. 

Bu sempozyum ile eğitim kuruluşları, basım sektörü, destek veren diğer sanayi dalları, kullanıcılar, konuyla ilgili yetkin kamu kuruluşlarının ve sektörel sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek yenilikleri tartışıldı, paylaşıldı, sorunlara çözüm üretilmeye çalışıldı seçkin bir platform ve yeni ortak projelerin ve yeni birlikteliklerin oluşturulması sağlandı. 

Sempozyum kapsamında davetli konuşmacılar Prof.Dr.Eng.Gunter Hübner “Baskı sistemleri ile üretilen pil örneği üzerinden basılı elektroniklerin geleceği”,Yıldız Holding Ambalaj Geliştirme Direktörü Roza ALTIN “Marka sahipleri açısından baskının ambalajdaki önemi”,Alman Basım ve Medya Endüstrileri Birliği CEO’su Dr. Paul Albert Deimel "Almanya’da Basım Endüstrisi- pazardaki önemli değişimler – Drupa 2016’ya  bakış”,Alwan Color Expertise and KEE Danışmanlığın kurucusu ve başkanı Mr. Elie Khoury "ISO 12647 Baskı Standardının son güncellemesindeki yenilikler" başlıklı sunumlarını yaptılar.

Sempozyumun son gününde önemli bir panel düzenlenmiştir. Panelin konusu sempozyumun 2 ana temasından biri olan “Basım Teknolojileri Eğitimi” ve "Üniversite-Sektör İşbirliği" olmuştur. Panelistler İstanbul Sanayi Odası, BASEV, Etiket Sanayicileri Derneği ve Marmara Üniversitesini temsilen katılarak görüş bildirmişlerdir.

Sempozyumun ana sponsorluğunu Teknik Basım Matbaacılık,etkinlik sponsorluğunu Odak Kimya,Intermat Ambalaj ve Matbaacılık San.ve Tİc.A.Ş.,Bülent Klişecilik Grafik San. ve Tic. A.Ş.,basılı görsel sponsorluğu XL Print House ,çanta içi materyal sponsorluğunu Acar Basım ve çanta sponsorluğunu Xerox üstlenmiştir.

 

21.Uluslararası Ambalaj Endüstrisi Fuarı düzenlendi.

Her yıl basım sektörünün önde gelen isimlerine ev sahipliği yapan Beylikdüzü Fuar Merkezi'nde bu yıl da bölüm standımız yerini aldı.

Bu yıl 22-25 Ekim tarihlerinde TÜYAP Beylikdüzü'nde düzenlenen 21. Uluslararası Ambalaj Endüstrisi Fuarı'nda Basım Teknolojileri bölümü 9/904-A numaralı alanda sektör temsilcileriyle buluştu.Geniş bir alana sahip olduğumuz fuarda her gün kurmay hocalarımız görev aldılar.Ayrıca fuarda bölüm hocalarımızdan Yrd.Doç. Dr.Hayri Ünal "Basım Endüstrisinde Maliyet",Yrd.Doç. Dr. M. Batuhan Kurt "Karton Ambalaj Üretimi",Doç. Dr. Türkün Şahinbaşkan "Ambalaj Baskısında Dijital Baskı Sistemleri",Doç. Dr. Sinan Sönmez "Kağıt,Karton Üretimi ve Baskı Kalitesine Etkisi",Dr. Doğan Tutak "Çok Renkli Renk Ayrım ve Baskı Sistemleri", Arş.Gör.Zafer Özomay "Mürekkep Formülasyon Programı ve Uygulamaları" adlı seminerleri düzenlediler.Seminer sonrası katılımcılara katılım sertifikası verildi.Fuar boyunca sektörün önde gelen temsilcileriyle ve mezun olan öğrenciler ile kaynaşma fırsatı bulundu.Seminerin organizasyonunu üstlenen Yasemin Sesli,Sinan Sönmez ve Zafer Özomay hocalarımıza,standımızın kurulmasında ,taşınmasında, servislerde emeği geçen öğrencilere ve bu yıl fuar sponsorluğunu üstlenen DROPJET'e teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Hocalarımız Amerikada...

 

"Yurt Dışı Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı" dahilinde Amerika 'ya giden akademisyenlerimiz Türkiye' ye geri döndüler.

Doç. Dr. Arif ÖZCAN

1994 yılında Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Matbaa Öğretmenliği Bölümüne girdim ve 1998 yılında mezun olduktan sonra 6 ay bir ambalaj matbaasında üretim sorumlusu olarak çalıştıktan sonra 1999 yılbaşında Araştırma Görevlisi olarak bu bölümde çalışma hayatına başladım. Yüksek lisans ve doktora eğitimlerimi sırasıyla 2001 ve 2007 yıllarında tamamladım.

Bu sırada akademik sistemin gerektirdiği şekilde yükselmek için bir yandan uluslararası yayın hazırlama çalışmaları diğer yandan da İngilizceyi geliştirme çabaları devam etti. Türkiye'deki eğitim siteminin tam oturmamış olması nedeniyle eğitim altyapısı eksikliği, yabancı dil eksikliği, diğer yandan bölümümüzün genç bir bölüm olması nedeniyle,bölümümüzde fazla örnek olmaması,örnek alabileceğimiz daha iyi daha gelişmiş bir bölüm olmaması sebebiyle farklı arayışlara başladık ve bunların sonrasında yurt dışına gitme, yurt dışında eğitim alma, yurt dışında projelere katılma, dil okullarından faydalanma gereksinimleri doğdu zamanla.Bu arayışlar 2000'li yıllardan sonra hızlandı ve bugüne gelene kadar bölümümüzden hocalarımız bu tür fırsatlardan yararlanmaya çalıştılar. Her geçen gün artık yabancı dil olmadan hiç bir şey yapılamayacağı algısı arttı. Bu durum sadece bizim mesleğimiz özgü bir durum değil, şu anda dünya gerçeğidir.Daha önce yurtdışı fuarlara ve kongrelere katılımlarımız da oldu ancak hep bir şeylerin eksik olduğunu gördük. Bizlerde bu durumu telafi edebilmek için yurtdışı proje araştırmalarına ağırlık verdik.

Ben ilk olarak 2010 yılında doktora sonrası yurtdışı araştırma bursu için TÜBİTAK’a başvuruda bulunmuştum, dünyanın en iyi okulları listesinde de adı geçen Amerika’daki Georgia Teknoloji Enstitü’sünden bir akademisyen ile proje üzerinde anlaşmıştım ancak TÜBİTAK bursum onaylanmayınca gitmekten vazgeçmek zorunda kalmıştım. Çünkü gideceğim yerde rahat geçinebilmem için mutlaka burs yada farklı bir kaynaktan finansman sağlamam gerekiyordu. Akademik yayın çalışmalarıma devam ettim.İngilizce sınavını Türkiye'de geçtim ve 2012 yılında doçentlik unvanı aldım.2014 yılının ilk aylarında da üniversitede kadromu aldım. Takvimler 2013’ü gösterdiğinde yeterli dil puanını ve yayınlarımı tamamlamış olmama rağmen önümde uzun yıllar olacağını ve mutlaka yurtdışında proje yapmamın benim ileriki akademik hayatıma çok faydalar sağlayacağına inandığım için tekrar TÜBİTAK bursuna başvurma kararı aldım ve bu sefer burs almaya hak kazandım.Gitme nedenlerimi biraz açacak olursak, konuşma dilini geliştirmek ve yabancı bilim adamlarıyla aynı dili konuşup onlardan bir şeyler almak,yurt dışındaki çalışmalar,laboratuvar koşulları,çalışma sistemleri hakkında bilgi edinmek ve oradaki bilgi ve görgüyü buraya taşımak olarak söyleyebiliriz. 2014 ağustos ayında Amerika'da Michigan eyaletinde Western Michigan Üniversitesi’nde Kağıt ve Kimya Mühendisliği bölümünde çalışmaya başladım. Projem kağıtlar üzerine yapılan kaplamalarla ilgiliydi ve ben projemde yaygın olarak kullanılan kaplama pigmentlerinin yanında, ülkemizdede yaygın olarak bulunan ve  doğal olarak elde edilen zeolit maddesini kaplama maddesi olarak kullandım. Bu maddenin kağıt endüstrisinde kaplama malzemesi olarak kullanımıyla ilgili ülkemizde olmasa da Avrupa ve Amerika'da çeşitli araştırmalar var ve hatta bu alanda patenti alınmış bir durumda. Bu madde kağıt endüstrisinde gerek kağıt dolgu maddesi gerekse  kaplama maddesi olarak kullanılabiliyor.İyi sonuçlar verebilen bir madde.Gerek çevreye olan duyarlılığı,gerek maliyetinin düşük olması, hafifliği,parlaklığı,çözülebilir olması bu ve daha fazla nedenlerle biz bu maddeyi denemeye karar verdik. Western Michigan Üniversitesi Kağıt ve Kimya Mühendisliği bölümü bu alanda dünyanın önde gelen bölümlerinden birisi olduğu için burayı tercih ettik.

İlk zamanlar adaptasyon süreci zaman aldı.Bir yandan İngilizce kursuna,bir yandan da üniversiteye devam ettim. Bu yorucu bir süreç oldu. Konu hakkında detaylı literatür taraması yaptık,konu hakkında bilgi edinme, kullanılacak materyaller ve temini, bütün bunlara altı ay sonunda ancak karar verebildim. Bu sürenin uzamasında daha önce böyle bir konu çalışmamış olmam da etkiliydi. Ayrıca gitmeden önce anlaşmış olduğum hoca emekliye ayrılmıştı ve yeni danışman aramam gerekti. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra laboratuar çalışmalarına başladım.Gerek kendi danışmanım gerekse diğer hocalarla bilgi alışverişinde bulundum. Konu hakkında bilgimi geliştirmek için misafir olarak lisans dersine katıldım. Farklı pigmentler ve bağlayıcılar kullanıp farklı oranlarda karışımlar hazırlayarak belirlediğimiz kağıtlar üzerine kaplamalar yaptım.Vizkozite, pH, katı madde oranı gibi temel ölçümlerini ve daha bir çok testlerini yaptım ve belli kriterlere belirleyerek projenin esasını teşkil edecek 9 farklı formülasyonları oluşturdum. Bütün kaplama hazırlık süreçlerinde veya kalenderleme süreçlerinde kağıtlara ait bütün optik ve fiziksel özellikleri ölçerek kayıt altına aldım. Daha sonra dijital baskı sistemleri ile baskılar gerçekleştirdim. Baskılarda hem inkjet dijital baskı hem de kuru tonerli dijital baskı kullandım. Baskılar sonrası kağıtlara ait basılabilirlik parametrelerini ölçtüm. Projenin son aşamasında ise bütün kağıtları geri dönüşüm işlemine tabi tuttum. Geri dönüşüm işleminden sonra handsheetler üreterek dönüştürülmüş kağıtların parlaklık, beyazlık, sarılık ve renk değerlerini ölçerek geri dönüşümün performansını gördüm. Bu işlemler sonucunda gerekli inceleme ve karşılaştırmaları yaparak projemi sonlandırdım.

Proje ile birlikte kaldığımız süre içerisinde konuşma dilini geliştirmeye çalıştım.Okuldaki hocalarla bilimsel olarak yapılan toplantılar,görüşmeler mesleki İngilizceme katkı sağladı.Okuldaki eğitim sistemi,öğrenci profili,üniversite-sanayi işbirliği,laboratuvar koşulları gibi ortamları inceleme şansım oldu. Öğrenciler üniversiteye gelirken gelecek planlaması yapmış olarak geliyorlar. Bu doğrultuda çalışmalarına yön veriyorlar. Üniversite olanakları da buna uygun olarak dizayn edilmiş durumda. Öğrenci yada akademisyen fark etmeksizin çalışmak isteyen her kim olursa istediği saatte istediği laboratuvarı yada cihazı kullanabiliyor. Çalışma ortamı ve laboratuvarlar buna göre dizayn edilmiş durumda. Ayrıca öğrencilerin sosyal aktiviteleri için de fazlasıyla olanak sunulmuş durumda. Michigan eyaletinde kağıt bölümlerinin popüler olmasında bölgenin orman bakımından zengin oluşu ve geçmişteki kadar olmasa da çok sayıda kağıt fabrikası olması da etken olmuştur. Burada kağıt endüstrisi çok büyük hacme sahip ve bu da bölümün popülaritesini arttırmıştır. Bölümde kağıt endüstrisi ile ilgili akla gelebilecek ne varsa mevcut durumdadır. Hal böyle olunca sanayiden sektörden pek çok ortak proje veya farklı konularda çalışma teklifleri gelmektedir. Bu projelerde üniversiteye prestij ve para sağlamaktadır. Dolayısıyla bu projeler üniversitelerin yaşam kaynağıdır. Ayrıca bölümde matbaacılık teknikleri yer almaktadır. Ofset, flekso, tifdruk, serigrafi ve dijital baskı makineleri ve laboratuvar tipi test cihazları bulunduğu gibi ayrıca kampüste bir kağıt fabrikası da mevcuttur. Bunların yanı sıra basılı elektronikler üzerine de çalışmalar yapılmaktadır. Laboratuvarlarda iş güvenliği kurallarına karşı çok hassaslar.Gerekli ekipman olmadan laboratuarları kullanmak kesinlikle yasak.

Amerikan yaşamı hakkında konuşmak gerekirse, özgürlükler ülkesi tanımına uyduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar hangi iş kolunda olursa olsun ya da kazancı ne kadar olursa olsun toplum içinde herkes eşit durumda. Yani Amerika’da hiç kimse size evinizin olup olmadığını, arabanız var mı yada modeli nedir, nerede oturuyorsun, maaşın ne kadar gibilerinden sorular sormaz. Kıyafetlerine bakarak asla birisinin ne iş yaptığını anlayamazsınız. İnsanların birbirine gösterdikleri saygı had safhada.Farklı etnik kökenlerden bir çok insan bulunmakta.Haliyle yaşam çok renkli.Sokakta her dilden ve milletten insanla etkileşime geçme şansınız yüksek.

Amerikalıların çok fazla yemek kültürleri yok.Genelde hızlı tüketime dayalı bir hayatları var.Onlar için kahvaltıya harcanacak zaman gereksizdir, buna vakitleri de yoktur zaten.Öğle yemekleri iş yerinde geçiştirilen bir ara öğündür.Okulda ise çok çeşitli yemek seçeneklerine nazaran  atıştırmalıklar daha yaygındır.Onlar için en özel yemek akşam yemekleridir.Genelde akşam yemeğine çok özen gösteriyorlar.

Biz güvenlik açsından hiçbir sorun yaşamadık.En azından bizim yaşadığımız bölge güvenli denebilir. Zaten Michigan eyaleti “Pure” Michigan diye adlandırılmaktadır. Bu sadece Michigan’a özgü bir sıfat ve saf, temiz, düzenli, saygın olduğunu göstermek için verilmiş. Bunda insanların kurallara olan bağlılığı da etkili tabiki.

Sosyal hayat,marketler, mağazalar,toplu taşıma araçları vs. yerler herkesin ne şartta olursa olsun ihtiyacını karşılayabilecek şekilde dizayn edilmiş durumda.Genelde bireysel yaşam ön planda ve herkes kendisinden sorumlu. Ancak iş hayatında ya da bilimsel bir çalışma söz konusu ise takım çalışmasını bizden daha iyi uyguluyorlar. Her şey belirli bir düzen dahilinde gerçekleştiği için insanların kendine ve hobilerine ayıracak vakitleri çok oluyor.

Amerika’yı fırsat olursa tekrar gitmek isteyeceğim bir ülke olarak görebilirim. Öğrencilerimize de; çeşitli dil okulları, farklı değişim programları, work and travel programı yada her ne olursa, eğer bir fırsat bulurlarsa kesinlikle gitmelerini tavsiye ediyorum.

Yard. Doç. Dr. M. Batuhan KURT

 1974 yılında İstanbul’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi İstanbul’da tamamladım. 1993 yılında Marmara Üniversitesi Matbaa Öğretmenliği Bölümü’ne girdim. İkinci öğretimde öğrenim gördüğüm için gündüzleri çalışma şansım vardı. İlk yıl bölümümde sonraki iki yıl ajansta ve son senemde ise White Cap teneke ambalaj firmasında şef yardımcısı olarak çalıştım. Okulum bittikten sonra mezun olduğum bölümde araştırma görevlisi olarak işe başladım. M.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü’nde Matbaa Eğitimi yüksek lisansını 2001 yılında, 2012 yılında ise yine aynı enstitüde doktora  programını tamamladım.

Gelelim ana temamıza. İNGİLİZCE. Neden bu adamlar Türkçe öğrenmiyorlar ki? İngilizce artık hayatımızın her alanında kendini iyice hissettirir oldu. Eleman alımlarında bile ilk önce sorulan sorulardan biri “Kaç tane yabancı dil biliyorsunuz?” ya da “İngilizce biliyor musunuz?” sorusu olduysa artık bu işi çözmenin şart olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Derse girdiğimde öğrencilerime verdiğim ilk nasihat “Eğer dil bilmiyorsanız mutlaka bu dili bir şekilde öğrenin. Kursa mı gidiyorsunuz, özel ders mi alıyorsunuz, Sultanahmet’e mi gidiyorsunuz, ne yaparsanız yapın ama İngilizce probleminizin üstesinden genç yaşınızda gelin”. Çünkü bu sorun ileride hayatınızı mutlaka etkileyecek. Nasıl mı? Mezun oldunuz, iş başvurusunda bulundunuz, ama İngilizce bilmiyorsunuz. İşte golü yediğiniz ilk an! Matbaa sektörünün aç olduğu, en çok gereksinim duyduğu nokta. Yabancı dil bilen eleman açığı. İnanın eski mezunlarımızdan en iyi konumda olanlar yabancı dile sahip olan öğrencilerimiz. Örnek isteyenler bana veya diğer hocalarından bunların kimler olduğunu, nerelerde, hangi pozisyonda olduklarını öğrenebilirler.  Burada şunu düşünebilirsiniz; “Hoca da öğüt veriyor ama kendi ne yapmış ki? Evet ben sizlerin yaşında yapmadım şimdi keşke diyorum. İmkanlarım da olduğu halde yapmadım. Keşke yapsaydım. Çünkü bunu iş yaşamında sorun olarak yaşayanlardan biri de benim. Yabancı dilde geri kalmam, doktoraya giriş şartlarından biri olan yabancı dil sınavından en az 50 alma şartı beni iş hayatımda beş yıl geriye attı.

Gelelim benim yurtdışı macerasına… İlk çabalarım 1999 yılında asistanlığımın ikinci yılına dayanır. Dil, haliyle o zamandan itibaren sorun benim için. Bir şekilde çözmek gerekir. Amerika New Jersey’de grafik bölümü olan bir üniversiteyi gözüme kestirdim. Yazışmaları yaptım, buradan bankada yüklü hesabının olması isteniyordu o işleri hallettim derken bir haber düştü ve herşey rafa kalktı. Zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz tasarrufu teşvik kanunu çıkarttı ve tüm yurtdışı görevlendirmeler iptal edildi. Kısmet dedim ve başka baharı bekledim. Sene oldu 2005. Evleneli olmuş 4 yıl. İngiltere’ye gitmeye karar verdim ama evlenince tek taraflı karar verme olmuyor. Eşimin kararsızlığı yüzünden o treni de kaçırmış olduk. Yıl oldu 2013. TÜBİTAK’ın doktora sonrası araştırma projesi desteğini bari değerlendireyim istedim. Evde kurul toplandı. Haliyle bu sefer bir de çocuk var. Artıları eksilerini düşünerek kararımızı verdik ve bir yıllığına proje çıkarsa gitme kararını aldık. Proje başvuruları açıklandı ve  A.B.D. yolu kapısı açıldı. Yıllar geçtikçe ben de boş durmamış ve yabancı dilimi belli bir seviyeye getirmiş durumdaydım. Haziran 2014’de ben tek başıma gittim. Orada ev, araba v.s… hallettim. Dördüncü gün evimi tutmuş, ikinci haftada da arabamı almıştım. Orada arabanız yoksa bir yere kımıldamanız zor. İki ay sonra da eşim ve oğlum geldi. Herşey hazır olduğundan zaten hiç yabancılık çekmediler. Amerika’da  belediyeler kiliselerde yabancılar için kurslar düzenliyordu. Eşim ve ben sabah oğlum okula gittikten sonra sabahtan öğleye kadar kursa gidiyorduk. Öğleden sonra ben okula gidiyor, eşim de orada edindiği Amerikalı arkadaşlarıyla ya dışarıya çıkıyordu ya da evde İngilizce çalışıyordu.

Benim yaptığım çalışmalara gelince  orada “Flekso baskı sisteminde farklı tramlama ve klişe türlerinin baskı kalitesi ile mürekkep tüketimine etkisi” konusunu inceledim. Gittiğimiz bölüm Kağıt mühendisliği bölümü olduğundan bu konuda çalışan iki hoca vardı ve ben Prof.Dr. Dan Flemming III ile çalıştım. Kalıplarımı Türkiye’de DuPont firması hazırladı ve gönderdi. Mürekkep benim için önemliydi ve baskıların tamamını hangi mürekkeple basmaya başladıysam o mürekkeple bitirmem kıyaslama yapabilmem için şarttı. Bölümde istediğim şartlarda mürekkep yoktu. O dönemde her yer kar olduğundan uzaklara gitmem de mantıklı değildi. İnternetten bana yakın olan bir mürekkep firması buldum ve gittim. Orada bana test için 50ml. mürekkep verdiler, yetmeyeceğini ve fazlasını parası karşılığı alabileceğimi söylediğimde normalde varille sattıklarını ve biterse gene bu kadar vereceklerini söylediler. Hayal kırıklığıyla oradan çıktım. Dönem arkadaşım Michigan’da baskı konusunda dünya devlerinin arasına girebilecek bir firma olan “Multi Packaging Solutions” şirketinde genel müdür yardımcısı olarak çalışıyordu. Kendisini aradım, mürekkep istedim ve O da sağolsun ne kadar istersen o kadar verebileceğini söyledi. O anda en büyük problemimi Reha sayesinde çözmüş oldum. Reha bizden mezun olan ve yabancı dili sayesinde, tabiki çalışkanlığıyla dünya çapında markalaşmış bir firmada üst seviyede çalışan arkadaşımız olarak sizlere güzel bir örnek. Sonrasında baskıları, ölçümlemeleri, yanlış değer veren baskıların tekrar baskıları, ölçümlemeleri, raporları derken proje bitti. Bu yazıyı Arif ve Doğan Hocalarımdan sonra yazdığım için bölümü tanıtmayı, hocaların yaklaşımlarını, Amerikalıların genel yaşam tarzlarını ve oradaki hayatı yeterince anlattıklarını gördüm. Ben de tekrar aynı şeyleri yazmıyorum.

Uzun lafın kısası yabancı dil, özellikle İngilizce çok önemli. Yurtdışına dil eğitimine gidecek arkadaşların da belli bir seviyede gitmelerini tavsiye ediyorum. En azından orta (intermediate) seviyesinde gidin. Alt seviyelerde giderseniz dile hakim olma süreniz çok çok uzar. Sizler bizlere göre çok şanslısınız ki Basev işbirliği sayesinde belli bir seviyeye çıkacak kadar İngilizce dersi alabiliyorsunuz. Umuarım çalışmalarınız bu kadarla kalmaz ve geliştirirsiniz. Geliştirmenin yolu sizin elinizde. Evde köpük diziler seyredeceğinize mutlaka İngilizce ve İngilizce alt yazılı diziler, filmler seyredin.

Hepinize bu yolda şimdiden başarılar.

Arş. Gör. Dr. Doğan TUTAK

30 Ocak 1978'de Ankara'da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Ankara'da tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Matbaa Eğitimi bölümünden 2001 tarihinde mezun oldum. 2006 tarihinde yüksek lisansı, 2013 tarihinde de doktoramı tamamladım. 

Teknik Eğitim Fakültesi olarak bölümümüzün kapatılmasıyla birlikte her dönem öğrenci sayısında azalmalar oldu. Öğrenci sayısının azalması ile birlikte ders saatlerinin azalacak olması ve akabinde ders işlenemeyecek hale gelmesi bende inanılmaz bir boşluk hissi meydana getirdi. Benim de doktoram bitmek üzere olduğundan Amerika'ya gitme fikri o dönemde ortaya çıktı. Aslında benim bu düşüncelerim, Ahmet Akgül, Arif Özcan ve Sinan Sönmez hocalarımız ile birlikte 2007 tarihinde Amerika'ya bir kongre için gittiğimizde başlamıştı. Orada sekiz gün kaldık. Ben bu süreç içerisinde hem akademik olarak hem de sosyal imkanlarından dolayı Amerika'yı çok beğendim ve tekrar uzun süreli olarak Amerika'da bulunma kararını o zaman verdim. Tabii Amerika'ya gitmek kolay iş değildi. Eşim, iki çocuğum, evim, kariyerim bir çok düşünülmesi gereken konu vardı. Uygun bir fırsat arıyorduk. Doktoram bittikten sonra TÜBİTAK'ın "Araştırma Bursu" verdiğini öğrendim. Ardından Cem Aydemir hocamın yardımı ile TÜBİTAK'ın kabul edebileceği bir projenin nasıl olacağını öğrendim. Çok az bir vaktim olduğu için Cem Aydemir hocamızın da yardımıyla projeyi yazdık. Tabii en zor işlerden biri de yurt dışından kabul yazısı almaktı. Çünkü uzun sürecek bir dönem olacağı için karşı üniversitedeki hocanın bana güvenmesi ve o kabul mektubunu bu doğrultuda göndermesi gerekiyordu. Bu noktada bizim bir şansımız vardı. Bizim eski öğrencilerimizden birisi Western Michigan Üniversitesi’nde doktora yapıyordu. Onun büyük katkısı oldu bu mektubun gönderilmesinde. Mektubu aldıktan sonra başvuru yaptım. Başvuru süreci yaklaşık 4 ay sürdü. Dört ayın sonunda kazandığım bilgisini aldım. 

Ardından burada yapılması gereken işlemleri hallettim. Bir yıl için görevlendirme yazısı çıkardık ama benim kafamda iki yıl kalma fikri vardı. Çünkü arkadaşlarım ve öğrencilerim hep şöyle diyorlardı, hocam gittik bir sene İngilizceyi  öğrendik, tam İngilizceyi kullanacaktık, geri döndük ve İngilizcemiz altı ay sonra eski halini aldı. Planlamanı uzun süreli yaparsan bu tip başarısızlıklar ve bu tip düşüşler yaşamazsın. Ben de o şekilde yaptım.

Amerika'ya gittim. Gideli yaklaşık 4-5 ay olmuştu. Projeyle ilgili değişik bir fikrim vardı ve ben oradaki hocalara derdimi anlatamadım. Bu durum karşısında kelimenin tam anlamıyla depresyona girdim ve eve gidip 4-5 saat uyudum. Şöyle düşündüm, ben üniversitede doktora yapmış biriyim ve bir türlü derdimi anlatamıyorum. Bir ilkokul çocuğunu tutup getirseniz o derdini anlatabilir ama ben üniversitede doktora yapmış biri olarak derdimi anlatamıyorum, çok zor bir durumdu gerçekten. Bu olayın ardından daha fazla çalışmalıyım, daha fazla öğrenmeliyim diye düşündüm. Ancak öyle çalışayım öğreneyim çok kolay değildi. Çünkü dili öğrenmek farklı, dili kullanıp aktif hale getirmek çok farklı bir şeydi. Çizgi film seyrederek, ilkokul kitapları okuyarak İngilizcemi geliştirdim. Çünkü bir dil nasıl öğrenilir, okuma yazma nasıl öğrenilir, bu düşüncelerden yola çıkarak adım adım ilerledim. Daha sonra Amerikalı arkadaşlar edindim. Bunların hepsi birbirine paralel oluşumlardı. İngilizcen yoksa Amerikalı arkadaşın yok, İngilizcen geliştiğinde Amerikalı arkadaşlar ediniyorsun, Amerikalı arkadaşlar edindikçe İngilizcen gelişiyor. Sosyal paylaşımların artıyor. Sosyal paylaşımların arttıkça İngilizcen daha fazla gelişiyor. Doğal olarak sosyalleşemezsen İngilizcen gelişmiyor ve İngilizce bilmezsen sosyalleşemiyorsun. Gerçekten çok büyük bir kısır döngü. Fakat bir şekilde bunu atlatıyorsun. Orada projeye başladım. Hiç bilmediğim bir konuydu. Proje konum "Baskı Mürekkebi Bileşenlerinde Değişimler ve Bazı Yüzey İşlemleri ile Gazete Kağıtlarının Mürekkeplerinden Arındırılmasının İyileştirilmesi" idi. Tabi biz burada hep kağıda baskı yaptık ama kağıdın geri dönüşümünü ya da kağıdı hiç yapmamıştık. Bu yüzden de benim çok yabancı olduğum bir konuydu. İngilizce bilmiyorsun aynı zamanda konuyu da bilmiyorsun ve oraya gittim danışman hocam bana bir tez verdi, bununla başla dedi ve o tezi aldıktan sonra iki ay boyunca danışman hocamı görmedim. O tezi resmen hatmettim. Teze çalışırken konuyla ilgili kavramların İngilizce karşılıklarını da öğreniyorsunuz. İngilizce karşılıklarını öğrendiğinizde internette kapı kapıyı açıyor ve konuyla ilgili verilere daha kolay ulaşım sağlanıyor. Böylelikle alana olan bilgin hazırlanmış oluyor İngilizce bilgin gelişiyor. Bu nedenle gelişimim sürekli devam ediyordu.

Bir yılın sonunda yeterli İngilizcem yoktu, projem bitmemişti. İkinci sene mutlaka kalmam gerekiyordu. Bölümüm o konuda hiç zorluk çıkarmadı. Hepsine çok teşekkür ediyorum, bir şekilde gerekli finansman da sağlandı. Ardından daha ciddi bir şekilde ikinci sene başladı. Projemi bitirdim. Bazı yayınlarım oldu.

Benim için en önemli prensiplerden biri, ben bir derse giriyorsam sonuna kadar o dersten faydalanırım, bir yerdeysem ondan olabildiğince verim almaya çalışırım. Bu çok önemlidir aynı zamanda bu zamanı da verimli kullanma şeklidir. Amerika'ya gidişimin dördüncü gününde  Amerika'ya yerleştim ve bir Amerikalı gibi yaşamalıyım dedim. Tabi ki dini, siyasi ya da düşünce tarzı olarak değil. Yoksa oraya gideyim bir kaç Türk bulur yaşarım şeklinde bir düşüncem olmadı. Hemen hemen Amerika'nın her yerini gezdim. Amerika'yı gezdik, bir yeri gezmek, tanımak oraya karşı aidiyet duygusunu artırır. Elbette ben de korktum. Bilmediğin bir yer, dilini iyi konuşamıyorsun, beş dakika konuştuktan sonra devamı gelmiyor, belli bir kelime kapasitesi içerisinde hapsoluyorsun. Bir süre sonra tabi bu durum da aşılıyor.

Oradaki çalışma sistemlerini gördüm, hocaların ders işleyiş şekillerini gördüm. Bir hocanın 13 hafta boyunca dersine dinleyici olarak katıldım ve bu bana hem dil hem de ders işleme şekli açısından büyük bir katkı sağladı. Orada bir hoca benim burada verdiğim baskı dersini veriyordu. Onunla konuşarak derste kendisine yardımcı olmak istediğimi söyledim. Gönüllü olmak bana  hem Amerika'da ders anlatma  hem de oradaki öğrencilerle birlikte dilimi geliştirme imkanı sağladı. Daha önce de dediğim gibi zamanımı verimli kullanmamı da sağladı, her fırsatı değerlendirme çabasındaydım ve değerlendirdim. Bir arkadaşım vesilesiyle "Writing Center"ı öğrenmiş oldum ve orada zaman geçirdim. Amacım makale çevirmek değil sadece sohbet etmek ve kendimi geliştirmekti. Oradakiler de bizi bildikleri için epey yardımcı oldular. Bulunduğumuz yerdeki kişilerle güzel bir dostluk yaşadık. Onlarla bir arada olmak ayrı bir zevkti.

Amerikalıların yüzde 95'i programlanmış. Herkes kurallara muntazam uyuyor. İnsana karşı çok saygı duyuyorlar. Gittim gördüm ve iki sene yaşadım, gerçekten çok güzel günlerdi.


İngilizce Kursu Katılım Sertifikası Töreni Yapıldı

BASEV Burs Komitesi'nin çalışmaları sonucunda ortaya çıkan, 2014-2015 Eğitim ve Öğretim döneminde  Marmara Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Basım Teknolojileri  Bölümü'nde düzenlenen "İngilizce Kursu " sertifika töreni  12 Ekim 2015 tarihinde Marmara Üniversitesi/ Göztepe Kampüsü'nde  yapıldı.

Tören ,Marmara Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Basım Teknolojileri Bölümü'nün akademik kadrosu,BASEV Burs Komitesi Yönetmeni Ayşe Özden Umur,BASEV Genel Sekreteri Yahya Tuncer Görgün,kursta eğitim veren Mühendis&Öğretmen  Zeynep Beril Görgün ve kursiyerlerin katılımıyla gerçekleştirildi.

 


 

 

Bu sayfa Basım Teknolojileri tarafından en son 11.12.2015 13:46:11 tarihinde güncellenmiştir.